16 Kasım 2008 Pazar

Cep delik ,cepken delik!

Kol delik, mintan delik
Yen delik, kaftan delik
Altmış sene önce bu gün için yazsaydı Orhan Veli bu kadar cuk! Oturmazdı.
Neden? Saadet zincirimiz kırılmışta ondan. 1997 yılında Kenan Şeranoğlu adlı bir vatandaşın ülke çapında ses getiren para toplama oyununu hatırlarsınız herhalde. “ matematiksel kazanç” diye adlandırılan bir sistemdi.
Kenan Seranoğlu hapse girdi sistem bitti gitti. SANDIK!
Piyasalar dün itibariyle Millenium Bank Yönetim Kurulu Başkanı Tezcan Yaramancının açıklamalarına kilitlendi.
Ne dedi Başkan ? Saadet zincirimiz kırıldı.
Bu aynı zamanda ne demekti “ matematiksel kazancımızı” kaybettik demekti.
Hemen ardından başbakan Recep Tayip Erdoğan’dan bir açıklama geldi.
Amerika’da ki son gelişmeler neticesinde bize yansıyan etkiler bunlar, piyasalar en kısa zamanda hazmedip toparlayacaktır. Dedi.
Yani bu ne demek? Büyük ağabey! Parayı geri çekiyorum dedi demek.
Saadet zincirimiz kırıldı, hüzzam makamında ülkem.
Şişirilmiş ekonomi air- baglerle duruyor demiştim daha dün.
İkinci günün sabahını edemeden patladı hava yastıklarımız.
Olsun buna da alışırız.
Nelere alışmadık ki !!!
Ekonomik terimler kullanarak, bakkal amcamın kafasını allak bullak edenler, yarın 1.7 lere tırmanan doların hesabını istikrar paketi adı altında yeni bir kılıfla önümüze sererler.
Esnaf kepenge dayanır.
Olan yine vatandaşımın cepkenindeki deliğe olur.
Eğer Hala bir cepkenimiz kaldıysa tabi..
Bu krizden yeni dolar milyonerlerimiz olur.
Birkaç bankanın içi prosedürlü bir şekilde boşaltılır.
Bir takım kurum ve kuruluşlar oraya buraya el koyar.
Her şey kontrol altında makamında yurttan sesler korosundan şarkılar dinleriz.
Bu arada manken kızımızın başına gelenleri canlı izler,
Çok canımız sıkılırsa eğer, bir gelin kaynana programıyla uykudan önce yayınlarına geçeriz.
Her şey kontrol altında ülkem.
Saadet zincirimiz kırıldı sadece !
Cep delik, cepken delik
Kol delik, mintan delik
Yen delik, kaftan delik.

Gülinya...

Peki, şimdi ne olacak?

1980 ihtilalinde doğanlar bir ay sonra yirmi yedinci yaş günlerini kutlayacaklar. Yani ihtilalden bu yana yirmi yedi yıl geçmiş. Hepsi kocaman kadınlar kocaman adamlar oldu. Yıllardır sandığa gidiyorlar. Hayata bakışları, aşkları ve yaşam kültürleri ayaküstü sandviççiler de yeşeren çocuklar onlar. Bu gün birçoğu söz sahibi, kariyerli gençler.
Peki, şimdi ne olacak?
Akp nin iktidarını demokrasi belleyen bu nesil. Asker sesini e-posta ile duydu. İhtilal neydi? Yaşayanı var mıydı aralarında? Zamana yetişemediler diye suçlanamazlar elbette. Okumadıkları için geçmişi sorgulamalılar kendilerini. Gazete sayfalarında her bir yazar kendi köşesinden Darbe! Diye seslenmekte. Askerin postal sesini hiç duymamış bu nesil acaba ne düşüyor bu konu hakkında?
Peki, şimdi ne olacak?
Bir sabah Hasan Mutlu Can türküleriyle mi uyanacak bu Türkiye? Asker biz bu konuda tarafız dedi. Ne anladın Türkiye’m? Bu devirde yeni bir ihtilal mi hadi canım sende diyenleri duyar gibiyim. Türkiye aydınlık günlere yol alıyor istikrara gidiyoruz derken mi? Hiç inanası gelmiyor insanın. Benimde inanansım gelmiyor.
Peki, şimdi ne olacak?
Sayın Abdullah Gül ün adaylığı resmen açıklandı. Türkiye yine yeniden bir süreçte, çok uzun değil bu süreç. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Perşembe günü Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile yapacağı haftalık olağan görüşmede Bakanlar Kurulu'nda yer vereceği isimleri bilgi olarak sunacak. Ardından Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezerin bu listedeki isimleri veto edip etmeyeceği beklenecek. Ve en geç 28 Ağustos sabahı bu ülke yeni Cumhurbaşkanı ile buluşacak.
Peki, sonra ne olacak?
Asker biz tarafız dedi. Asker bu ülkede kesin konuşur. İki ucu çetrefilli bir süreç, asker gelirse demokrasiye darbe, Abdullah Gül seçilmeden önceki göreviyle ilgili suçlar ve yine Cumhurbaşkanı seçilmeden önceki kişisel suçlar olarak iki başlık halinde irdelemek gerekir diyende var. Ve bu süreçte yargılanır diyenler var. Çünkü Milletvekillerinin aksine Cumhurbaşkanlarının kişisel suçlardan dolayı dokunulmazlığı yok.
Daha uzun bir süreçte herkesin ilk aklına gelen isim Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin yeni Cumhurbaşkanı mı olacak. Hep birlikte göreceğiz…

Gülinya…

Nasıl günler bu günler?

Nasıl bir sürecin içindeyiz Allah bilir! Son zamanlar da ülkenin başına gelenleri yazmaya kalksak, yazdıklarımız karşısında şaşkınlığımız az kalacaktır eminim.
Ne kadar çok karmaşık bir sürecin içinden geçiyoruz. Ergenokonu, türbanı, doların tırmanışı, pirincin raksı, esnafın sesi hükümette kuzuların sessizliği… sanki cinayet arifesi..
Kapatma davası, demokrasi çıkmazı, 301yasası, Hrant Dink dosyası, Ermeni soykırımı, üniversitelerin sağdan sola soldan sağa kare bulmacası, Yetmedi mi? Dahası var Kurtlar vadisi, Metal fırtınası, Kuzey Irak operasyonu, Darbe günlükleri, Baykal günceleri, Azınlık sorunu, Kredi kartı sendromu.. Bunlar bir çırpıda aklıma gelenler değil, ülkenin bir çırpıda yaşadığı gerçekler.
Ekonomi profesörü değilim zira bakkaldan un, yağ ve tuz almak için ekonomi profesörü de olmak gerekmiyor. Cebimizdeki üç kuruşa göz dikmiş bir hükümetin ekonomik açıklamaları; bir zamanlar veresiye mal veren bakkalların defterine döndü. Siz üç ekmek almışsanız kurnaz bakkal dört yazardı. Malum geriye ne zaman ödeyeceğiniz belli olmadığından aradaki hesabı kapatmaya çalışırdı aklınca. Doğru mu? yanlış mı? Bilemem sahtekârca onu biliyorum yalnızca.
Şimdi şiddetle verilen üç çocuk tavsiyesine uymak istiyorum içten içe. Zira her ülke vatandaşından bir çocuk yapar isek, ülkelerin gelir dağılımlarını hesaba katarak masrafları anca karşılarız kanaatindeyim. Ülkemin gencecik beyinlerine sokulan bu fütursuzluğu anlamak için ya kahin olmak lazım, ya da şair. Zira Neyzen Tevfik zamanında söyleyeceğini söylemiş. Üç çocuk yapıp bu ekonomiyle yaşamaya çalışırsak sonucu görmemek imkânsız. Sen anandan yine çıkarsın amma, baban kimdi bilemezsin.. Çocuğum deriz..
Fazla söze gerek yok. Ülkemin göbeğini kaşıyan adamların sabahlıklı kadınları, uçkurların bağı çözüldüyse, eteklerimizi toplamak bize düştü demektir.
Eksik etek aklımızla biz bu işin de üstesinden geliriz alimallah!

Gülinya...
Buyurun çorbaya!
Türkiye’nin kafası karıştı. Bir yandan Emin Çölaşan Hürriyetle vedalaştı! Bir yandan G-string imiz neremize uygun şaşırdık. Bir yandan Cumhurbaşkanlığı sürecindeyiz. Bir taraftan Manisam yanıyor İzmir’in ciğerine ateş düştü. Mortgage kredileri can yakmaya hazırlanıyor. Ankara susuz, İstanbul bitti bitecek. Türkiye’m ne yana dönsem diye şakın bakıyor.
Atam uyan da bir bak halimize!
Ülke dert üstü murat üstü tek sorunumuz g-stringimiz. Borsanın da dolarında tek suçlusu O!
Bu güne kadar kullanılan dolar air-bag leri patladı patlayacak. Biz arabayı çoktan vurduk da, bir süredir air-baglerle yaşıyorduk. Farkındalığımıza gelince işte g- stringin ebadı boyu kadar. Az kaldı yerimizde yeller esmesine.
Ülke büyük bir sınavdan geçiyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olursa şayet; Üniversitelere bakışı ne olacak. Bir zamanlar kamu kuruluşlarında türban yasağı vardı. Çankaya’da türban olursa, kamu kuruluşlarındakiler bizde türbanımız geri isteriz demeyecek mi?
İlkokul öğretmenlerim, hastanedeki hemşirem, doktorum, üniversitedeki öğrencim bizde türbanımızı istiyoruz demeyecek mi? Hayır, kamu alanında takamazsınız dediğinizde, Çankaya’yı referans göstermeyecek mi? Peki, bu durumda haklımıdır. Sonuna kadar haklıdır. Eğer bir ülkenin Cumhurbaşkanının eşi türban takıyorsa öğretmeni, öğrencisi, hemşiresi neden takmasın?
Nasıl başörtüsüyle türbanı karıştırıyorsa bu ülke, Atatürkçülükle laikliği, Cumhuriyetle demokrasiyi de aynen böyle karıştırıyoruz. Aynı gibi görünen farklı anlamları bir birine kattık. Karmakarışık edip anlaşılmaz hale soktuk. Türkiye’nin kafası karıştı, her şey allak bullak. Milletçe saçmalama zamanlarındayız.
Atalarımız ne demiş? Baskısız yongayı yel alır, sahipsiz tarlayı sel alır.
Buyurun karışık kuruşuk memleket çorbasına!

Prinç deyip geçmesek..

Bu günün pirinç spekülatörleri (vurguncu) yarın yağın, tuzun başına da aynı çorabı örer mi?
Bence örer.. Çok değil iki yıl önce kuş gribi ifrazında yaşadığımız şişelenmiş yumurta ticaretini unutmuş gibiyiz. Vatandaşın evine giremedi belki ama birçok otelin, işletmenin, restorandın mutfağındaki yerini aldı. Zamanında süt kutularındaki yumurtaları almak istemeyen işletme sahiplerinin, neden almak zorunda kaldıklarını da okumuştuk. Yeni yumurta şekil ve şemalını kullanmak istemeyen işletmelere tahakkuk eden vergi borçları söz konusu idi. Yumurtayı şişeleyen kim? Uncu babanın Pinokyo oğlu.
Uncu baba kim?
Maliyeden sorumlu Devlet Bakanı
Bozacı ve şıracı..
Gephetto baba kadar masum değil maalesef.
Şimdi sıra pirinç de, Ancak ortada adam akıllı bir pirinç dosyası da yok. Bir günde yüzde yüz oranında yükselen fiyatlar ve açıkta bekleyen pirinç gemilerinden başka malumata sahip değiliz. Birde ortada adı geçen spekülatör Pinokyonun par-ü pAkel şirketleri var.
Gümrük vergilerini al takke ver külah üzerinden işleme tabi tutan şahsiyet..
Bakan Eker açıklamış üç- beş gün pirinç yemeyiz olur biter. İlk bakışta doğru bir tepki gibi gözüküyor. Ama sonra üç beş gün yağ yemeğiz, zaten sağlığa zararlı. Çay içemeyiz. Canım radyasyonlu.
Şeker? kolesterol yapıyor.
Un? kilo aldırıyor. Üç beş günde bunları yemeyiz.
1978 de çok küçüktüm, ama tüp kuyruklarını, sayı ile satılan ekmekleri, cenazesini kaldırmak için benzin bulamayan babamı çok dinledim…
O kadar vahim değiliz elbet de. Ama cebinize bir bakın kaç tane 100 TL sahibisiniz? kaç tanesi borç haricinde sizin? Yoksa cebinizde öyle bir para, Tasarrufa gidelim ampulleri kapatın. Yol elektrik ve su olarak geri dönsün.
Bakarsınız pirinç olarak bile geri dönebilir.
Gülinya…